AP’deki Kürt Konferansı’nda konuşan 1993’te PKK tarafından alıkonulan profesör Colin Starger, ABD’yi örgütü “terör” listesinden çıkarmaya çağırarak, “33 yıl önce başıma gelenler, örgütün bugün bu listede tutulmasını haklı çıkarmak için gerekçe gösterilemez” dedi. Oturumlarda söz alan Doğu Ergil, Amed Dicle, Atefeh Ramsari, Sebahat Tuncel ve İlham Ahmed de kalıcı barış için demokratikleşme adımları ve yasal güvencenin önemini vurguladı.
HABER MERKEZİ – Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu (AP)’nda 14 Ekim’de bir resepsiyonla başlayan 20. Kürt Konferansı, ikinci gününde devam ediyor.
AP’de Kürt Konferansı 20. kez düzenleniyor | Öcalan’dan mesaj: Enternasyonal çalışmaya ihtiyaç var
Konferansın ikinci oturumu “Orta Doğu bir dönüm noktasında: Jeopolitik değişimler, demokratik dönüşüm ve barış arayışı” başlığı altında yapıldı. Gazeteci Dilek Odabaşı’nın moderatörlüğünü yaptığı bu oturumda aynı zamanda Nûmedya24‘ün de yazarları olan Ankara Üniversitesi’nden akademisyen Doğu Ergil ve gazeteci Amed Dicle ile ABD’deki Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger konuşmacı olarak yer aldı.
DOĞU ERGİL: DEMOKRATİKLEŞME OLMADAN BARIŞIN KALICI ŞARTLARI OLMAZ
Konferansta ilk sözü alan Doğu Ergil, güvenliğe çok yatırım yapılmasına rağmen neden bu kadar az barış üretildiğini sorarak, güvenlik üzerine inşa edilen politikaların içinde bulunduğu derin krizlere dikkat çekti. Sürece işaret eden Ergil, “Demokrasi, toplumsal farklılıkları ve varoluşsal çatışmaları siyasi yollarla yönetebilme kapasitesidir. Siyasi anlaşmazlıkları tamamen ortadan kaldırmaz. Birbiriyle uzlaşamayan tarafların, farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşayabilmelerini sağlar. Siyasi sorunların çözümsüz bırakılması ise zamanla kalıcı bir güvensizlik kaynağına dönüşür” dedi.
Demokratik reformların, istikrar sağlandıktan sonra “düşünülmesi gereken bir lüks olarak görülmemesi” gerektiğini belirten Ergil, şunları ekledi: Demokrasi, sürdürülebilir istikrarın yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda ön koşullarından biridir. Bunu neden söylüyorum? Çünkü sık sık şöyle bir yaklaşım dile getiriliyor: Önce en önemli anlaşma sağlansın, ardından demokratik reformlara geçilsin. Oysa demokratikleşme olmadan barışın kalıcı koşulları oluşturulamaz.”
AMED DİCLE: AVRUPA, ÇÖZÜMÜ TEŞVİK ETMELİ
Amed Dicle de sürece dikkat çekerek, “Bir iktidarla çözüm için görüşmek, onun yönetim anlayışını onaylamak anlamına gelmez. Kürtler, kendi hakları ve gelecekleri için bugün karar yetkisini elinde bulunduranlarla görüşüyor. Muhalefetin sorumluluğu, açılan bu imkânı ülkenin demokratikleşmesi yönünde büyütmek olmalı” dedi.
Avrupa Birliği ve Avrupa ülkelerinin sorumluluğuna da işaret eden Dicle, sözlerinin devamında şunları kaydetti:
“Avrupa Birliği siyasi çözüm istiyorsa, Kürt hareketinin kararlarını memnuniyetle karşılamanın ötesinde, devletin atması gereken adımları da gündeme getirmeli. Türkiye’yle ticaretin, yatırımların ve güvenlik ilişkilerinin sürdürülmesi, Kürtlerin haklarının tanınmasına engel değil. Kürtlerle barışmış bir Türkiye’yle bu ilişkiler sürdürülebilir; bölgenin geleceğinde ağırlığı olan Kürtlerle de doğrudan ve uzun vadeli ilişkiler geliştirilebilir. Kürtlerin Avrupa’dan beklentisi, Ankara’yla kurulan ilişkilerin sağladığı diplomatik etkinin barış yönünde kullanılmasıdır. Geçmişte savaş politikalarına destek vermeyi mümkün kılan yakın ilişkiler, bugün çözümü teşvik etmek için de kullanılabilir.”
1993’TE PKK’NİN ALIKOYDUĞU COLİN STARGER: ARTIK DEĞİŞİM ZAMANI
Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger, 1993’te PKK tarafından alıkonulduğu süreci anlattı. ABD’nin PKK’yi “terör listesinden çıkarması ve kendi adının da buna gerekçe olarak göstermemesi” gerektiğini belirten Starger, şöyle konuştu:
×
1993 yılında beni kaçıran PKK’nin bugün gördüğümüz PKK ile aynı olmadığını, ABD’nin ve Kürtlerle ilişkisinin zaman içinde değiştiğini dikkate aldığımızda, ABD’nin PKK’yi yabancı terör örgütleri listesinden çıkarması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Benim adım, PKK’nin bugün hala bu listede tutulmasını desteklemek için kullanılmamalıdır. Bundan 33 yıl önce başıma gelenler, örgütün bugün bu listede tutulmasını haklı çıkarmak için gerekçe olarak gösterilemez. Artık değişimin zamanı geldi.
Bir hukukçu olarak adalet benim için son derece önemli. Adaleti gerçekleştirmeye bağlıyım; yapmaya çalıştığım şey bu. Hukukun üstünlüğü yalnızca adaleti korumayı amaçlamaz; aynı zamanda adaletin gerçekleşmesini sağlamaya çalışır. Gerçek barış esastır, ama sadece silahların susmadı değil, hakiki barış adalet gerektirir.
ATEFEH RAMSARİ: KÜRTLERİN BAĞIMSIZ İRADESİ TANINMALI
Konferansın üçüncü oturumu ise “Geleceği Şekillendiren Kadınlar: Orta Doğu’da Demokratik Dönüşüm, Kürt Birliği ve Barış” başlığı altında yapıldı. Kurd Akad adına Eda Bektaş‘ın moderatörlüğünü yaptığı oturuma konuşmacı olarak Bielefeld Üniversitesi’nden Atefeh Ramsari, HDP eski milletvekili ve Özgür Kadın Hareketi’nden Sebahat Tuncel, Rojava temsilcisi olarak İlham Ahmed yer aldı.
Konferansta ilk sözü alan Atefeh Ramsari, “Her devletin kurumları, Kürtlerin siyasi taleplerini öncelikle kendi egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik anlayışı üzerinden değerlendirmektedir. Uluslararası diplomasi de büyük ölçüde devlet merkezli bu yaklaşımı güçlendirmiştir. Oysa Kürt meselesi, birbirinden ayrı ve bağımsız azınlık sorunlarının toplamı olarak yeterince anlaşılamaz. Çünkü Kürdistan’ın her bir parçasındaki siyasi koşullar, ilgili devletin toprak sınırlarını aşan ilişkiler tarafından şekillendirilmektedir” dedi.
“Bu mesele, barışın nasıl sağlanacağına ilişkin her türlü tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Kürt meselesinin çözümü; silahsızlanmaya, silahlı çatışmaların sona erdirilmesine ya da Kürt aktörlerin mevcut devlet kurumlarına dahil edilmesine indirgenemez” vurgusunda bulunan Ramsari, devamında şunları dile getirdi:
×
Kalıcı bir çözüm, Kürtlerin dışlanmasını ve tabi kılınmasını yeniden üreten siyasi ilişkilerin ele alınmasını gerektirir. Bu da yetkinin nasıl paylaştırılmasını, kolektif hakları, demokratik katılımı ve Kürtlerin bağımsız siyasi iradesinin tanınmasını kapsar. Barışın sağlanmasına ilişkin sorumluluk esas olarak Kürt aktörlerin üzerine yüklenemez.
Kadınların katılımı; siyasi bilgi, örgütlenme kapasitesi ve yeni kolektif hareket biçimleri ortaya çıkarmıştır. Bunlar yalnızca belirli kurumların varlığını sürdürüp sürdürmemesi üzerinden değerlendirilemez. Bu durum, kurumsal kazanımların geri alınabilirliği ile siyasi değişimin uzun vadeli koşulları arasında önemli bir ayrım yapmayı gerektirmektedir.
İLHAM AHMED: SURİYE’NİN ORTAĞI OLMAK İSTİYORUZ
Ardından söz alan İlham Ahmed, “Kadınlar, yaşamın her alanında, toplumsal yaşamın bütün boyutlarında önemli bir rol üstlendi. Özgür bir yaşamın ve toplumsal özgürlüğün inşasına katkıda bulundu. Suriye’nin geleceği açısından da önemli bir rol oynadı. Demokratik ve toplumsal değerler oluşturdu. Ancak Suriye’de ortaya çıkan yeni siyasi koşullarda, halkların kendi yönetimlerini oluşturmak için elde ettikleri kazanımların korunup korunamayacağı belirsizdir” dedi.
Ahmed, “Biz kalıcı bir barış istiyoruz. Ancak entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği ve bunun kalıcı bir barışa nasıl katkıda bulunacağı sorusu henüz açıklığa kavuşmuş değil. Barışı inşa edecek mekanizmalar ve kurumsal güvenceler oluşturulmazsa, her an bozulma ihtimali vardır” ifadelerini kullandı ve ekledi:
“Kürtler ile Suriye yönetimi arasındaki ilişkilerde temel mesele şudur: Kürtlerin bu devletin içerisinde bir aktör olarak varlıklarının kabul edilmesi ve kimliklerinin tanınması gerekir. Biz entegrasyon kararı aldık; ancak bu, geri adım atmayı kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Biz bu ülkenin gerçek ortakları olmak istiyoruz. Kürtler olarak eşit ve temel ortaklar olmak istiyoruz. Bu konuda hem irademiz hem de kararlılığımız var. Bu nedenle atılan adımları geri çevirmek ya da süreci geriye götürmek doğru değildir. Ancak karşılıklı kabul ve karşılıklı tanınma da gereklidir. Devletin de bu konuda daha fazla çaba göstermesi, Suriye toplumunun bütün bileşenlerini bu devletin gerçek ortakları hâline getirecek bir uzlaşma ve yapılanma oluşturması gerekiyor.”
SEBAHAT TUNCEL’DEN AB’YE ÇAĞRILAR: TEKRARLAR AŞILMALI, HAKKIMIZ TANINMALI
Son olarak konuşan Sebahat Tuncel, “Avrupa da Kürt meselesinin bir parçasıdır. Kürt sorunu bugüne kadar çözülemediyse bunun nedenleri yalnızca Türkiye’deki politikalardan veya bölgesel gelişmelerden kaynaklanmıyor; Avrupa’nın yaklaşımından kaynaklanan boyutları da bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın bugüne kadarki yaklaşımının “yeterince olumlu” olmadığını belirten Tuncel, özellikle umut hakkı ve AİHM kararlarının uygulanması için Avrupa Konseyi’nin “uyarının ötesine” geçen “etkili adımlar” atmadığını vurguladı.
×
Avrupa Parlamentosu’nda daha önce de konuşma yaptım. Yine Kürt meselesini ve kadınların durumunu ele aldık. Ardından bir süre ara verdim, cezaevine girdim ve yedi buçuk yıl sonra yeniden buradayım. Fakat yine aynı konuları konuşuyoruz. Bu da artık bir tekrar hâline geldi. Bence Sayın Öcalan’ın 25 Şubat tarihli mesajındaki en önemli tespitlerden biri bu tekrarın aşılması gerekliliğidir. PKK’nin feshedilmesinin gerekçelerinden biri de budur.
Ancak bugün dünya koşulları değişti. Kürdistan’da, Türkiye’de ve Orta Doğu’da koşullar artık aynı değil. Dolayısıyla stratejik mücadele hattının silahlı mücadeleden demokratik siyasete yönelmesi gerektiği vurgulanıyor. PKK’nin de kendi içerisindeki güçlü tekrar döngüsünü aşması gerektiği ifade ediliyor. Bence bu önemli bir tespittir. Ancak tekrar meselesi yalnızca Kürtler, Kürdistan veya Türkiye ile sınırlı değil. Bütün dünyada benzer bir tekrar yaşanıyor. Bu döngüyü aşmak zorundayız.
Bugün sokaklarda değişim, adalet ve daha adil bir yönetim isteyen insanlar görüyoruz. Gençler neden sokaklarda? Çünkü değişim talebi yalnızca bizim talebimiz değil; dünyanın dört bir yanındaki insanların talebidir. Bizim buna ek olarak özel bir talebimiz var: Dünya yurttaşlarının sahip olduğu, resmen tanınan yurttaşlık haklarına bizleri de dâhil edin. Çünkü biz yok sayılıyoruz.
Tuncel, “Asıl mesele budur: Kürtlerin varlığı tanınmıyor. Varlığı tanınmayan bir halkın haklarını ve hukukunu nasıl güvence altına alabilirsiniz?” diye sordu.








