Süreç hakkında açıklama yapan MHP lideri Bahçeli, “Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir” dedi. Bölgedeki gelişmelerin de Türkiye’deki süreçten bağımsız olmadığını belirten Bahçeli, PJAK’tan da silah bırakmasını istedi.
HABER MERKEZİ – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Süreç konusunda Türkiye ve bölgedeki gelişmelerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Bahçeli, “Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir” dedi. Suriye’deki entegrasyon sürecini hatırlayan Bahçeli, İran’da PJAK’a da silah bırakma çağrısı yaptı.
Fransa’daki eylemler hakkında ise gençlere çağrı yapan Bahçeli, “Kaos ve karmaşa üretmeye dönük eylemlere, öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan senaryolara heves etmemeli” dedi.
İstanbul’daki sel felaketi için başsağlığı ve geçmiş olsun temennisi ile konuşmasına başlayan Bahçeli’nin açıklamalarından başlıklar şöyle:
Fon soruşturması: Hukuk zemininde en güçlü yaptırımlar uygulanacaktır. Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmektedir. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır.
İBB Davası: İBB’den başlayarak bir çok belediyeye ulaşan her türlü çıkar ilişkisi ceza hukukunun ilgilendirmesinin yanında bir ahlak yoksunluğudur. Yargılama sürecinde siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler siyasi gösterilerin değil, savunma hakkının esas alındığı yerlerdir.
Basın özgürlüğü: Özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir. Medya kuruluşları da hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, Terörsüz Türkiye ve bölge hedeflerinin fiile dönüştüğü bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye dönük hiçbir girişim kabul edilmezdir. Türkiye’nin güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin önüne geçilmelidir.
Süreç açıklaması: Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar olduğu kadar önemli sınamalar da bulunmaktadır. Günübirlik tartışmaların önüne geçen, kapsamlı bir gelecek vizyonuna uygun hareket etmeliyiz. Terörsüz Türkiye hedefi, büyük gelecek tasavvurunun en önemli başlıklarından biridir. Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir. Silahlarımızın ötesinde varlığını sürdüren silahlı yapılar komşu ülkelerin istikrarını bozduğu ölçüde Türkiye’nin güvenliğini de tehdit etmektedir. Terörsüz Türkiye hedefini, terörsüz bölge hedefinden ayrı düşünemeyiz.
Üniversitelerimizin de bu hedefe odaklanması şarttır. Saygın bilim insanlarımız toplumsal konuları da öncelemelidir.
Fransa’daki eylemler: Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve karmaşa üretmeye dönük eylemlere, ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan senaryolara heves etmemeli, tahriklere kapılmamalıdır.
Suriye-İran: SGD ve YPG’nin Suriye’ye entegrasyonu konusunda atılan adımlar yeni bir dönemin kapısını aramıştır. Önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye sürecimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır. İran İçişleri Bakanının Ankara ziyareti esnasında gerçekleştirdiği, ‘PJAK ve tüm silahlı güçleri silahları bırakmalıdır’ açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır. Terörsüz bölge, bir arada aynı coğrafyada yaşamaktan başka bir seçeneği olmayan Türk’ün de, Kürt’ün de Arap’ın da cümle halkların da huzuru, barışı, refah ve mutluluğu için tarihi bir görevdir.
Kıbrıs: Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye odaklandığımız bir dönemde Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonlar da devam etmektedir. Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ediyoruz. Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğü’nün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. Birleşik Kıbrıs Federasyonu ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum.







